# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
LAMB OF GOD – As the Palaces Burn
| 25.06.2012

Köpeğiyim.

Müziğin insan üzerindeki pozitif etkilerini görmek ve çeşitli analizler yapmak için incelemeniz gereken şey nedir söyleyeyim mi? Ben. Beni incelemeniz lazım. Beni incelerseniz bu konuda önemli bulgulara ulaşabilir, gözlüğünüzü düzeltip altında kolay yazmayı sağlayan sert mukavva olan kağıtlarınıza notlar alabilir, gönül rahatlığıyla “Hmmm”, “Mmmm evet mmm” falan diye düşünme ve karar verme sesleri çıkartabilirsiniz.

Yurtdışına gidip, akabinde gelecek olağanüstü mükemmellikteki hayatıma başlamadan önce, ben de sıkıntı ve çile dolu bir eğitim hayatına sahiptim. Ne okuduğum bölümü seviyordum, ne okuduğum şehri, ne okulumu, ne de çevremdekileri. Türkiye’deki üniversite hayatım bildiğin “hoşnutsuzluğun” ete kemiğe bürünmüş haliydi. Her sabah uzun ve bayık okul yolunu kat edip, ileride meslek olarak yapmayacağımı daha ilk günden bildiğim bölümüme gidiyor, sınıfta hiçbir şey dinlemeden mal gibi… Bir saniye tam olmadı; MAL gibi oturup eve geri dönüyor ve sınav zamanları yaklaşana kadar kılımı kıpırdatmadan acınası günlerimi geçiriyordum. Mevzubahis grup yıllar sonra benim o günlerimi anlatan bir şarkı bile yazdı.

Durumu özetlemesi adına şöyle bir istatistik vereyim. Okulun ilk 2 senesi toplam 32 ders almış ve bunlardan 6 tanesini vermiştim. Evet. Gerçek bir başarı öyküsü. 2. senenin ardından biraz “Lan oğlum kendine gel” olmuş, 3. senede ise götüme dayanan yumurtanın da korkusuyla gazı almış ve okulu bitirmek adına gerekli adımları atmıştım. Öyle ya da böyle okul bitti elbet. Geceler gündüzlere karıştı, haftalarca sabahlanıldı, falan filan. Gerçekten de son derece konsantre olmuş bir şekilde geçen, hedefe odaklı birkaç yıl sonucu dertlerimden kurtulup normal hayatıma başlayabildim. Şimdi, işte bu gaza gelme ve “hadi be oğlum, yaparsın lan” dönemine dair hatrladığım belki de en güçlü imgeye gelelim ve yazının LAMB OF GOD’la ilgili kısmına geçelim.

2003 senesi, tam da bu dellenme ve “okulu 2 senede bitirmeyeni siksinler” atmosferinin doruğa çıktığı yıldı. Önceden kalan çok dersim olduğundan, sınav dönemlerim anormal yoğun geçiyor, tüm hayatım tam anlamıyla bir odaklanmışlık ve kararlılık gerektiriyordu. İşte bu zamanlarda adeta bir ritüele dönüştürdüğüm ve bunca zaman sonra bile her dinleyişimde aklıma o anları getiren bir durum, bir ortam yaratmıştım kendime. Her sabah erken kalkar, OPETH, vesaire gibi daha yumuşak müzikler eşliğinde birkaç saat sonra gireceğim sınava olanca hırsımla çalışır, akabinde de mp3 çaların kulaklıklarını kulağıma geçirir ve okula doğru yola çıkardım. İşte o zamanlarda, bu ritüelistik ortamda her sabah okul yolunda dinlediğim ve adeta pozitif bir güç takviyesi yaptığım tek bir albüm vardı. “As the Palaces Burn”.

En sevdiğim LAMB OF GOD albümünü yazmayı neden en sona bıraktım bilmiyorum, ama albümü henüz yazmadığımı fark ettiğimde inceden bir sevindiğimi, bu kemikten et sıyıran çalışmayla ilgili birkaç kelam edebilecek olmaktan dolayı mutlu olduğumu ifade etmem lazım.

Evet. “As the Palaces Burn”. Beni hayatımda bu albüm kadar gaza getiren, kendime güvenimi artıran, bir şeyler başardıkça “tamam işte, budur, budur, koydun çocuğu” türünde şaşkoloz gazlar yaşatan başka bir albüm daha olmadı. Elbet “Destroy the Opposition” gibi, “Vulgar Display of Power” gibi, “Destroy Erase Improve” gibi farklı dönemlerimdeki mazot ihtiyacımı karşılayan numunelik albümler oldu, ancak sıkıntılı bir dönemi tersine çevirip başarıya ulaşma konseptli bir dönemle bu denli özdeşleşen ve sonradan dinlediğimde bana tam anlamıyla başarı hissi veren bir başka albüm daha yok.

“As the Palaces Burn”ün müzikal yapısına da biraz değinmem gerekiyor tabii. Albüm, öncesindeki “New American Gospel“la kıyaslandığında, LAMB OF GOD’ın modern ve özgün tınısını tam anlamıyla ve ilk kez oturttuğu albüm olarak göze çarpıyor. Sonradan PANTERA’ya benzetilen genel havası, rif yapılarından mütevellit bu albümde daha bir SLAYER ilhamı kokuyor. Albümdeki hit şarkı çokluğu ve LAMB OF GOD tarihine yazılan riflerin bolluğundan, “As the Palaces Burn”ü LAMB OF GOD’ın şu anda bildiğimiz, alıştığımız kariyerine gerçek anlamda başladığı albüm olarak da görebiliiz.

Her ne kadar büyük çoğunluk LAMB OF GOD’ın ilk başyapıtı ve normlarını belirlediği albüm olarak “Ashes of the Wake”i görse de, ben her zaman “As the Palaces Burn”cü oldum. Ruin’i, As the Palaces Burn’ü, 11th Hour’ı, A Devil in God’s Country’yi, Vigil’i hiç doymaksızın binlerce kez dinledim. Grubu ilk kez izlediğim Vancouver konserinde Vigil’in başında Randy’yle birlikte “Oooor faaadııııır daaay viiil biiii daaaaaaan!” diye gırtlağımı koparttım, İstanbul’daki o nefis gecede “Dis is di art of rueeeeeeeeeen!” diye boyun fıtığı coşkusuna ortak oldum. Dolayısıyla da LAMB OF GOD’ın en iyi albümü olarak her zaman için “As the Palaces Burn”ü gördüm, göreceğim.

Çok fazla teknik detaya girmeyeceğim, dediğim gibi albümün bende ayrı bir yeri var, bu sebeple de, “LAMB OF GOD nedir?” sorusunun en net cevabı olduğuna inandığım bu albümü, 2000′ler metali adına önemli bir yerde gördüğümü de belirterek yazıyı noktalıyorum. Üzerimde baya emeğin var LAMB OF GOD, rispekt diyorum, volk diyorum.

10/10
Albümün okur notu: 12345678910 (8.76/10, Toplam oy: 157)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2003
Şirket
Prosthetic Records
Kadro
Randy Blythe: Vokal
Chris Adler: Davul
John Campbell: Bas
Willie Adler: Gitar
Mark Morton: Gitar
Şarkılar
1. Ruin
2. As the Palaces Burn
3. Purified
4. 11th Hour
5. For Your Malice
6. Boot Scraper
7. A Devil in God's Country
8. In Defense of Our Good Name
9. Blood Junkie
10. Vigil
  Yorum alanı

“LAMB OF GOD – As the Palaces Burn” yazısına 22 yorum var

  1. saw you drown says:

    Bu kült albümün site de olmaması çok talihsiz bir durumdu zaten.Teşekkürler.

  2. Beleg says:

    Sitede olmadığını fark etmemişim. Uyuttun bizi saraçoğlu :D Kişisel deneyimli kritiklere ayılıp bayıldığımdan son dönemde okuduğum en iyi yazılardandı. Eline sağlık, 10.

  3. firat says:

    yok muydu ya bu kritik vay be çok şaşırdım, düşünmeden bastım onu neyi düşüneceksek :D

  4. ismail vilehand says:

    2003 yılında televizyonda (rock market ya da headbangers ball olabilir) Ruin’in klibini görüp gece vakti kendimden geçmiştim. o yıllarda netten albüm edinmeyi bilmediğim için ilk fırsatta koşarak gittim aldım çakma CDsini. ilk birkaç dinlemeden sonra tıpkı Pantera, Slayer, Motörhead, Sodom, Cannibal Corpse, Deicide gibi Lamb Of God’ta hayatımın gruplarından biri olmuştu. ki hala öyle. zaten akabinde Ashes of the Wake çıktı o dönem tanıdığım çoğu kişi Lamb Of God manyağı oldu. “Lamb Of God çok hardcore çok metalkor be abi…” diyenleri de Sacrament çıktıktan sonra Redneck ile Lamb Of God’çı yaparak gruba büyük hizmetler ettim. dolayısıyla bende de 10 puan.

    birde son olarak benden başka 11th Hour’ı çok Slayer bulan var mı, onuda baya merak ediyorum.

  5. fossegrim says:

    bence de açık ara en iyi albümleri. sonrasında gelen hiçbi albümle kıyaslayamadım bile nedense, kıyaslayanlara da anlam veremedim. zevk meselesi tabi ama yüksek ihtimalle doğruluğu olan bi şey varsa sonraki albümlerinde bu albümlerinde oldukları kadar samimi olamadıklarıdır.

  6. serdar91 says:

    ben lamb of god’ı sacrament albümüyle birlikte dinlemeye başladım lakin bu albüm başka hem de bambaşka.panzer gibi mübarek!

  7. beylerbeyi says:

    benim albüm favorim In Defense of Our Good Name dir. tamam ruin de az kafa sallamadık, 11th hour ın sözlerine az tav olmadık ama bu şarkı ilerledikçe güzelleşen, gazlaşan yapısıyla beni kendine daha çok çekmiştir.

    en iyi log albümü favorim Ashes of The Wake tabiki

  8. junkman afatsum says:

    ahmet abi sen iyi dayanmışsın! aynı okul muhabbeti bende de oldu sonunda 2 yıl sonra şehri terkedip istanbul’uma geri döndüm sonunda da şehrimin güzide bir okulunu kazanıp sevdiğim bir bölümü okuma şansını elde ettim.

  9. Illud Divinum Insanus says:

    Bu grubuda bu albümüde hiç sevmem sevemiyorum.

    beylerbeyi

    @Illud Divinum Insanus, ne demişler, Allah taş yapar :D

  10. b says:

    kesinlikle uzak durmam gereken bir grup. heavy metal müziğini dinlerken bir noktaya dikkat ediyorum o da köklere bağlı olması. eğer bir grup çok groovy tonlar kullanıyorsa ve sound olabildiğince modernite içeriyor hardcore, metalcore sularında geziyorsa beni rahatsız ediyorsa dinleyemiyorum onun için ne gojira ne de lamb of god türevlerini dinleyemiyorum sıkılıyorum. bana death-symbolic verin, cynic verin, sepultura-arise, obituary-cause of death ya da ne bileyim overkill-horrorscope verin dinleyeyim. her zaman old school, baya yaşlanmışım! :)

    ismail vilehand

    @b, Gojira için bir şey diyemem herkesin sevebileceği bir grup değil ama Lamb of God’a haksızlık ediyorsun. Lamb of God’ın metalcore ile hiç bir alakası yok, ki ben çok modern şeyler dinleyip gayet sevebiliyorum mesela buna rağmen metalcore benimde en sevmediğim türlerden biridir. Lamb of God 2000ler grubu olsa da yaptıkları müzik gayet 90lar müziğidir. misal denk gelirsen Lamb of God’ın Wrath albümüne bir bak; Pantera, Slayer ve Metallica gibi amerikan metali denince akla ilk gelen grupların karışımı ile karşılaşacaksın. grubun tarzına pure american metal denmesinin sebebi de budur zaten. 2003-2005 arası bu gruba tıpa tıp senin sebeplerini kullanarak çok ağır saydıran adamları 2006dan sonra Lamb of God hastası yapmış biri olarak yazıyorum bunları :) 90lar seven adam muhtemel Lamb of God sever. ha benim olayım 70ler 80lerdir diyorsan zaten yapacak bir şey yok :)

    Illud Divinum Insanus

    @b, kesinlikle katılıyorum. gojira sucks!

    Can Gelgec

    @b, Sahsen 60′s progressive rock’ini, 70′s hard rock’ini, 80′s nwobhm, thrash ve glam’ini, 90′s oldschool death’ini ve hatta zaman zaman nu-metal ve post grunge’ini bile bayilarak dinleyen bir adam olarak, Gojira ve LOG’un yaptigi muzigi gayet orjinal ve bu turu cok guzel noktalara tasiyan bir muzik olarak goruyorum, gerek produksiyondaki kalite, orjinallik, gerek bestekarlikta olsun.

    Bir de ister istemez gunumuzde ne kadar oldschool bestekarlik temel alinarak yapilirsa yapilsin, ayni sound’a ulasmak ilerleyen teknoloji sebebiyle pek mumkun degil, ugrasip edip eski kayit ekipmanlari, dolaplarca analog tape machine’ler falan elde etmek gerekiyor, bunu yapan gruplardan da adamakilli bildigim bir Electric Wizard var, zaten onlar komple insan olarak oldschool olmuslar.

    Iyidir hepsi, iyidir bakmayin oyle. sdfjhsdf.

  11. Osman says:

    Bunu söylemekten biraz utanıyorum ama albüm olarak dinlediğim ilk metal albümlerinden bir tanesi (tr00 imajım bozuldu), eski günlerin hatrına 10u veriyorum.

  12. saw you drown says:

    Geçen bu efsane albümü dinlerken düşündüm. Evet sanırım dinlediğim en gaz albüm ve evet sanırım distortion’a bu albümde aşık oldum.

  13. Bir albümde bu kadar fazla yaratıcı rif olması haksızlık gerçekten. Çok uzun zamandır dinlememiştim, manyakça özlemişim. Rifler, davullar, vokaller… Gerçek bir 2000′ler klasiği ve bence grubun en iyi albümü.

  14. Ş. Yıldırım says:

    Müziğin tek başına insanda agresyon ve saldırganlık yaratacağına inanmıyorum ama bu albümün böyle bir huyu var cidden. Taş gibi kaya gibi albüm.
    Şu anki hallerine bakınca da bi ufak üzülmeden edemiyorum. Ayı gibi parçalar yazabilen bir gruptu cidden LoG. En çok gojira ve buna üzülürüm zaten. Keşke mastodon gibi onlar da vasatlık belasının içinden sıyrılabilselerdi.

  15. lammoth says:

    Kahve yerine sabahları 1 doz almak lazım

  16. Raddor says:

    15 yıldır dinlediğim Ruin’den bir nebze sıkılmadım. Bu kadar basit riflere sahip olup da böylesine cezbedici hayvanlıkta olması takdire şeytan. Kahveden nefret ettiğim için benim sabah kahvem bu parçadır.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.