# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
DEATHSPELL OMEGA – Diabolus Absconditus (Şarkı İncelemesi)
| 23.06.2024

“Gizli Tanrı” konsepti üzerinden varoluşçu bir çözümleme ve varoluşçu bir black metal.

Emir Şekercioğlu

Deathspell Omega’da gördüğüm en karakteristik özellik, çağdaşı olan sayısız grubun yaptığının black metale felsefeyi sokmakla sınırlı kaldığı bir piyasada, felsefe ve teolojiyi gibi branşları “black metalleştiren” bir grup olarak öne çıkması. Bana kalırsa işin bu kısmı, röportajlarında dile getirdikleri “yüksek sanat” kavramıyla birebir özdeşleşen bir konum. Hâl böyle olunca, altına imzalarını attıkları hiçbir iş, “bu sadece müzik” denebilecek bir kulvarda durmakla yetinmiyor. Sizi, onları ciddiye almanız ve söyleyeceklerini dinlemeniz noktasında “hadleri olmayan bir şekilde” zorluyorlar. Ancak günün sonunda dertlerini anlamak için yeterli emeği gösterdiğinizde, bu hadsizlikleri göze batmak bir kenara dursun, zaman zaman hayranlık bile uyandırıyor. Söyledikleriyle taban tabana zıt düşünce ve inançları taşısanız bile. Hele ki black metal gibi şarkı sözlerine zerre önem vermediğim bir janrda, beni her satırlarını okumaya mecbur bırakmaları (icra ettikleri sanatın bütüncüllüğü sebebiyle) kesinlikle bir takdir konusu.

“Diabolus Absconditus” ya da “Gizli Şeytan”, grubun diskografisinde iki farklı formatta ve birbirinden ayrı zaman dilimlerinde üç kez yayınlanmış bir beste. Grubun bu şarkıyı neden 3 kez yayınladığına yönelik bir fikrim yok açıkçası. Eserin görücüye çıktığı ilk yapıt olan “Crushing the Holy Trinity” split’i (Deathspell Omega – Clandestine Blaze – Stabat Mater – Mgła – Exordium – Musta Surma) 2005 yılında yayınlanıyor. Yani “Kénôse” EP’si ile aynı senede ve destansı “Fas – Ite, Maledicti, in Ignem Aeternum” albümünden yalnızca iki sene önce. Bu zaman aralığı, bilhassa bestenin felsefi/teolojik konumu ve grubun müzikal evrimi açısından birincil önemi taşıdığından, ben de besteyi bu zaman aralığı içerisindeki konumu ve niteliği üzerinden inceleyeceğim. Şarkının, sonraları 2011’de hem “Diabolus Absconditus” adında tek şarkılık bir EP olarak yayınlanması hem de “Diabolus Absconditus / Mass Grave Aesthetics” şeklinde bir toplama olarak yayınlanması, ilk versiyondaki tarihsel ve bağlamsal bütünlüğün dışında kaldığından bu zaman aralığını incelemede dikkate almayacağım. Çünkü ilerleyen satırlarda belirteceğim üzere “Diabolus Absconditus” şarkısı, “Fas – Ite, Maledicti, in Ignem Aeternum” albümünün konseptiyle doğrudan bağlantılı. Hatta onun bir “introsu” gibi bile denilebilir. Diğer iki formatsa (EP ve Compilation olanlar) bu skaladan sapıyorlar.

Veritas Diaboli Manet in Aeternum: Chaining the Katechon” incelemesinde yaptığım gibi bu Deathspell Omega icrasını da “Konsept”, “Müzik” ve “Sonuç” olmak üzere üç başlıkta ayrı ayrı ele alacağım. Çünkü bu şarkıya da grup o kadar şey sığdırmış ki benim için böylesi bir besteyi inceleyebilmenin en kolay yolu bu. Lafı daha fazla dolandırmadan konuya geçeyim artık.

1) Konsept

“Diabolus Absconditus” ya da “Gizli Şeytan” … Kimdir, nedir bu Gizli Şeytan ve neden “gizli”? Deathspell Omega, Marx’ın Hegel’i tersine çevirmesi gibi teolojik konseptleri baş aşağı çevirdiğinden ötürü her ne zaman grup, “unholy” tınlayan bir tabire yer veriyorsa onun “holy” olan orijinalini bulmakta fayda var.

İnternette (hatta direkt Wikipedia’da) yapacağınız kısa bir arama sizi Deus Absconditus adlı bir başlığa yönlendirecek. Literal olarak “Gizli/Saklı Tanrı” manasına gelen bu konsept, Hristiyanlıkta Tanrı’nın mutlak bilinemezliğini vurgulayan çok temel bir kavram. Terimin tersi olan “Deus Reveletus” da – İngilizce’deki “reveal”dan anlaşılacağı üzere – “kendini açığa çıkaran/belirgin kılan Tanrı” manasını taşıyor. “Deus Absconditus”, Hristiyanlığın bilhassa Katolik branşında kendini epey duyurmuş bir konsept. Grup bu noktada Fransızlığını göstererek, meselenin derinine inmek isteyenleri Fransa’nın tarihiyle de ilişkili olan dinsel bir yolculuğa çıkarıyor.

Jansenism… Hollandalı ilahiyatçı Cornelius Jansen tarafından irdelenen bu meselenin temel argümanı şu; İnsanlığın yalnızca belirli bir bölümü Tanrı’nın, yüce lütfunu bahşedeceği ve kurtuluşa erdireceği insanlar olarak önceden (predetermination) zaten seçilmiştir (election). Bu argümanın yarattığı sıkıntı da şudur ki eğer böyle bir durum varsa, mevcut hadise Katolik Hristiyanlıkta da var olan “özgür irade” kavramını sıkıntıya sokuyor en basit mantıkla. Eğer bu insanlar “seçilmiş” ise ve bir başkası şayet seçilmemişse, nerede o seçilmeyenin kurtuluşu ve amelleri? Ve nerede, yaptıklarının mükafatı? Hristiyanlığın tarihindeki sayısız dinsel krizin arasına bir yenisi daha ekleyen bu akım, çok geçmeden dönemin papası tarafından sapkın bir mezhep olarak ilan edilmişse de bu akımın o dönemlerde meşhur Fransız matematikçi ve filozof Blaise Pascal gibi son derece güçlü takipçileri vardır. Hatta Pascal, Papa’nın bu deklarasyonuna karşı reddiye mahiyetinde bir eser bile yazmıştır. “Diabolus Absconditus” ile “FAS…” arasındaki ilk tarihsel bağlantı bu noktada açığa çıkar, çünkü Jansenitlere döneminde karşı çıkmış en azılı gruplardan birisi de Cizvitlerdir ki, grup “Fas – Ite…” nin ilk “Obombration”ında Cizvitlerin “Perinde ac cadaver” deyişine de yer verecektir. Bu minvalde Deathspell Omega, Hristiyanlığa “içerden saldırıp birbirine düşürme” taktiğini uygular gibi görünür.

Döneminin Fransa Krallığı’nda kendine epey takipçi bulmuş Jansenism hareketinin şarkıda kendine örtük bir şekilde yer bulduğu satırlar, sözleri bold ile yazdığım şu kısımlarda rahatlıkla görülebilir:

“Shall my only victory be available in conscience?”
“There is enough light to enlighten the elect and enough darkness to humble them.”
“Division, election and predestination
Enabled by grace or left to one’s own device…”

İnanan yüreklerin kafasını allak bullak etmek için çıktıkları Unholy Crusade’in ilk ayağını bu mevzular oluşturuyorken, grubun Deus Absconditus’a esas saldırısı manevi evliliklerini gerçekleştirdikleri George Bataille’in sapkınlığında kendini gösterir. Yazarın “Madam Edwarda” adlı rahatsız öyküsünden epey bir pasajı aynen kullanmış olan grubun, “Fas – Ite…”ye bağlamsal olarak fikir babalığı yaptığı yer de burası denilebilir. “Fas – Ite…” nezdinde her ne kadar adı anılan Bataille öyküsü “İç Deney” olsa da grubun tanrı algısının Bataille külliyatı içerisinde kendine yer bulduğu ilk öykü, bu şarkının kronolojik olarak malum albümü öncüllemesi gereği “Madam Edwarda”dır zannımca.

Öyküde Bataille, bir kerhaneye giden ana karakterini “Madam Edwarda” adındaki bir hayat kadınıyla buluşturur. Öyküdeki bir sahne çok çarpıcıdır… Madam Edwarda, o sırada kerhanede olan onca insanın içindeyken bacaklarını açar, apış arasını öykünün ana karakterine gösterir. Ana karakter, “Bunu neden yapıyorsun?” diye sorar. Edwarda’nın verdiği cevap; “Kendin görebilirsin. Ben Tanrıyım” şeklindedir.

Madame Edwarda’nın ettiği bu lafın ironik bir tarafı yoktur. Bataille gerçekten de öyküsünde böyle bir enkarnasyon sunmuştur ve öykünün içinde bunu açıkça söyler okuyucusuna:

“Let me explain myself. No use laying it all up to irony when I say of Madame Edwarda that she is GOD. But GOD figured as a public whore and gone crazy – that viewed through the optic of ‘philosophy’, makes no sense at all.”

Emin olmamakla birlikte bu öykünün Deus Absconditus olan tanrının kendini neden böylesi bir şekilde açığa vurması nezdinde şarkıyla bağdaştırılabilecek kısmı, şarkının “Cognitive Activity” yan başlıklı şu satırlarından anlaşılabilir:

“Cognitive activity: God comes to be known in ways that originate in God solely
God is nothing if He is not, in every sense, the surpassing God;
in the sense of common everyday being, in the sense of dread,
horror and impurity, and, finally, in the sense of nothing…”

Burada grup, “tanrının yalnızca tanrıya içkin olan yollarla bilinebileceğini” söylerken, tanrı kavramının bilinemezliğine vurgu yapmakla kalmıyor, aynı zamanda Fransız Varoluşçuluğu üzerinden düşünürsek bu yolların “anlamsızlığını” ve “absürtlüğünü” de vurguluyor olabilir. Çünkü şarkıda “anlamsızlık” (“Monsieur Nonsense”, direkt Bataille’den alıntı) epey baskın bir vurgu. Bataille’in bu konseptlere sürreel yaklaşımı da hâliyle, ele aldığı karakterleri – bilhassa tanrı ise – absürt bir muhtevaya sokuyor. Ancak bunları tespit etsek bile şarkı nezdinde henüz cevaplamadığımız temel bir mevzu var; eğer burada muhatap “Gizli Tanrı” ise ve ona yönelik sarkazm dolu bir saldırı söz konusuysa, şarkının adı neden “Diabolus Absconditus”?

“Diabolus Absconditus”un bağlam olarak “Fas – Ite…” ile en temel kesişim noktası da bu sorunun cevabında yatıyor. Öğrenmiştik ki Deathspell Omega, “Fas – Ite…”de Tanrı’nın esasen özünde kötücül bir varlık olduğunu, buna binaen insanın kaçınılmaz bir manevi ızdırap ve çürümeye tabii olduğunu, nihayetinde de insanın bunun karşısında alabileceği yegâne tutumun “her türlü norma karşı isyan etmek ve uçlarda yaşamak” olduğu tezini öne sürmüştü. Bataille’in kendine özgü materyalizm yorumu (“Base Materialism”), Tanrı ile Şeytan arasındaki kategorik ve ikisini birbirinden ayıran düalizmin temellerini yıkan ve onları ayırmak yerine birbirine karıştıran bir materyalizm yorumunu gruba sunduğundan ötürü, nihayetinde Tanrı, neredeyse şeytan mahiyetinde bir baş kötü olarak yorumlanıyordu grup tarafından. Bu yüzden de Diabolus Absconditus ile kastedilenin aslında Deus Absconditus olduğu sonucuna varıyoruz. Bu bir açıdan şu demekti aynı zamanda; “Fas – Ite…”nin felsefi içeriğini bilmeden “Diabolus Absconditus” un fikirsel yaklaşımını yorumlamaya kalktığımızda ortaya karman çorman bir referans ağı çıkıyor… Grup bir ona bir buna atlamış ve yönünü şaşırmış gibi bir görüntü sergiliyor. Ancak geriye dönük bir analiz (regressive method), şarkının olayını anlamamızda daha çok yardımcı oluyor, kronolojik dizimi takip edip şarkıdan albüme doğru gitmektense.

Tanrının mutlak bilinmezliği argümanı, ızdırabın; bizzat mutlak egemen olması, Madam Edwarda karakteri ile temsil edilen tanrının absürt ve anlamsız oluşu argümanı ve bütün bunların sonucu olarak, bizzat var olmanın ölümden hiç de aşağı kalır yanı olmayan bir ızdırap ile eş anlamlı olması ana fikri… Bütün bunlar, “Diabolus Absconditus” şarkısının tematik bütünlüğünü oluşturan parçalar olarak şarkıda yerlerini buluyor ve akabinde gelecek olan albümün fikirsel zeminindeki en temel noktalara değiniyor.

Neticede “Diabolus Absconditus” şarkısı, felsefi yaklaşımın bağlamsal bütünlüğü ve söz yazımı açısından “Fas – Ite…” ye en yakın duran ve onunla en bağlantılı olan Deathspell Omega icrası olarak görülebilir. Müzikal açıdan bu konum yaygın şekilde “Kénôse”ye verilse de söz yazımında “Diabolus Absconditus” baya baya “Fas – Ite…”nin introsu konumunda bulunuyor. Yaptığım okumalar ve ürettiğim yorumlar çerçevesinde grubun bu şarkıdaki yaklaşımına ilişkin vardığım kanı bu oldu.

2) Müzik

İşlenen temaları ve felsefi meseleleri bir kenara bırakıp sadece müziğe baktığımızdaysa, grubun bu şarkıdaki sound’u ve şarkı yapısı baya baya “Si Monvmentvm Reqvires, Circvmspice” döneminin bir uzantısı niteliğinde. Uyumsuz notaların kulağa daha hoş tınladığı, dehşet ve terör hissinin bariz bir şekilde “evil” kokan arpej ya da tremolo rifleriyle verildiği ve bu yüzden şarkının bütünündeki black metalin DsO standartlarında geleneksel black metale çok daha yakın durduğu bir bestecilik sunuluyor burada. Kaotik anlar ya da bodoslama denebilecek ses duvarları elbette var, ancak bu kısımlar 22:30 gibi bir süreye sahip olan şarkının genelinden bakınca, bildiğimiz avangart/dezonant DsO standartları için çok daha mütevazi kalıyor diyebiliriz. Peki bu durum bir eksi mi, artı mı? Tamamen kişinin aldığı zevke ve Deathspell Omega’yı nasıl tercih edişine bağlı. Bu soruya objektif bir cevap verebilmek mümkün değil hâliyle.

İrdelediği konseptlerin ve verdiği mesajların müzikteki yansıması noktasında en istisnai gruplardan biri olması sebebiyle, grubun elinden geleni yapmadığını söylemek pek mümkün değil. “Diabolus Absconditus”da gerçekten de ambiyans ve hissiyat olarak insanı hem çok gerebilecek hem de ilginç bir şekilde tatlı melodilerin içinde uyutabilecek işlere imza atılmış. İşin artistik açıdan en etkileyici kısmıysa, bütün bunlar nispeten dengeli bir sentez içerisinde sunuluyor. Yeni bir pasaja geçilmeden önce hiç acele edilmeden, zamandan kısmadan, grup bütün gerekli hazırlıkları yapıyor parça içinde ve zamanı geldiğinde de o yeni pasajı tüm şiddetiyle salıyor dinleyicisinin üzerine. Uzun süresi ve zamanı aheste kullanan progresif doğası gereği bu tarz bestelere alışkın olmayan dinleyicileri yorabilecek bir düzeye sahip olan “Diabolus Absconditus”, şahsi fikrimce yoğun bir çalışma olmasına karşın epey sürükleyici bir beste olmayı da başarabilmiş.

Şarkının müzikal kimliğinde, daha old-school black metal standartlarında görülebilecek bir progresif yaklaşım da söz konusu. Saldığı ağır havayı solumaktan ötürü kusacak kıvama gelen dinleyicilerine uzun dinlenme aralıkları bırakıyor, saldıracağı durumlarda da sanki kaçış yolu bırakmamacasına üzerinize geliyor. Şarkının ilk 6 dakikası örneğin, Fransız bunalım romanlarındaki o varoluşsal bulantının yarattığı vertigo gibi ağır ama güçlü güçlü geliyor. Diğer bazı EP’lerindeki şarkı yapılarının aksine bu parçanın neredeyse tamamında, sürekli bir “build up-release” döngüsü görüyoruz. Bu döngünün birisi bittiğinde, akabinde başka bir ritim ve melodiler bütünü üzerinden şekillenen bir başka build up-release döngüsü yerini alıyor.

Ortaya konan müziğin, nitelik bakımından Deathspell Omega diskografisinde nerede durduğu sorusu ile bu çalışmayı biraz zor duruma sokabilir açıkçası. Albümleri bir kenara bırakıp sadece EP’lere odaklansak bile “Diabolus Absconditus”un çok ciddi rakipleri var; “Kénôse”, “Veritas Diaboli Manet in Aeternum: Chaining the Katechon”, (EP olarak kabul edilirse) “The Synarchy of Molten Bones”dan herhangi bir parça vs. gibi. Bunun en temel sebebi bana kalırsa, salt müzik açısından bile bakıldığında bestenin içinde ciddi bir “hâlâ deniyoruz” hissiyatının olması, tam bir oturmuşluktan ziyade. Çünkü bütününde gayet sağlam bir bestecilik ve ambiyans sunuyor olsa da grubun; kimliğini gerçek anlamda oturttuğu dönemlerdeki kadar gümbür gümbür, radikal, hatta “dışlayıcı” tınlayan bir doğa yok parça içinde. Benzer deneysellik sorunları “Mass Grave Aesthetics” şarkısında da mevcut ki ikisi de aynı geçiş döneminde üretilmiş işler olmaları bakımından bu durum anlaşılabilir. Nihayetinde elimizde, barındırdığı tüm estetik numaralara ve müzikal yeteneklere karşın, ele aldığı kurgunun iddialı doğasını aynı iddialılıkla taşıyabilecek nitelikte bir beste olmaktan biraz uzak kalan bir icra görüyoruz. İnceleme içinde adını andığım DsO elinden çıkma diğer ara eserlerin (EP’lerin) neredeyse hiçbirinde bu sorun karşımıza çıkmıyor. Ama tabii şunu da unutmamak lazım; “Diabolus Absconditus” nezdinde yaptığım bu eleştirileri tamamen Deathspell Omega’nın kendisinin koyduğu kalite standartları içerisinde değerlendiriyorum. İbreyi bu kadar yükseltmelerinin suçlusu ben olamam neticede. Öte yandan kendi hâlinde salt bir black metal icrası olarak değerlendirildiğinde bu parça, tek başına yeterli ölçüde cüretkâr, sağlam ve başarılı bir icra olarak görülebilir kesinlikle.

3) Sonuç

Tematik içeriğinden tutun da o içeriği black metalde ele alış şekline değin, “Diabolus Absconditus” grubun diskografisinde kulak vermeye (henüz vermemişseniz) kesinlikle değecek bir çalışma olarak öne çıkıyor her şeyden önce. Grubun, esas karakterini bulmak noktasında çıktığı o deneysel yolculuğun önemli bir ayağını teşkil eden, belki yapılmasa ve üzerinde düşünülmemiş olsa “Fas – Ite…”de birçok açıdan gördüğümüz mükemmelliklerin evrimsel gelişim olarak önünü tıkayabilecek derecede de önemli bir fikirsel tartışma yapıyor bu eser. Kendilerini black metalin en tepelerine taşıyacak düzeyde mükemmel biri iş olmayabilir, diskografilerinin en kanlı canlı bazı icraları arasında da öne çıkmayabilir, ancak günün sonunda karşımızda deneysel, iddialı ve bu sıfatların hakkını o dönemin standartları içerisinde mümkün olduğu kadar karşılamaya çalışan bir icra söz konusu.

Bestenin pratik anlamda öne çıkan tarafı da şu; şayet “Si Monvmentvm Reqvires, Circvmspice” albümünün uzunluğundan, “Fas – Ite…”nin kabussal boğuculuğundan şikayetçiyseniz ve grupla büyük oranda “Paracletus”/”Drought” dönemini sevebilecek kadar haşır neşir olabildiyseniz, “Diabolus Absconditus” grubun çok daha kolay işitilebilir olduğu, klasik black metal tınılarının daha progresif bir temelde ele alındığı bir dönemin ürünü olarak Deathspell Omega’dan almak isteyeceğiniz asgari black metal tadını rahatlıkla verebilecek bir çalışma, “Mass Grave Aesthetics” ile beraber. Dinlemeye, arada kulak kabartmaya kesinlikle değecek bir çalışma.

Not: İncelemeyi yazarken çalışmanın felsefi içeriğine ve konseptine dair aldığım bilgilerin hepsi internette Reddit, Wikipedia gibi mecralarda rahatlıkla ulaşılabilir. Bu nedenle, yazının sonuna kaynakça koymadım. Dileyen olursa, yorumlarda direkt linkleri paylaşabilirim.

7/10
Albümün okur notu: 12345678910 (9.25/10, Toplam oy: 12)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2011
Şirket
Northern Heritage Records
Kadro
Mikko Aspa: Vokal
Hasjarl: Gitar
Khaos: Bas
Şarkılar
1. Diabolus Absconditus
  Yorum alanı

“DEATHSPELL OMEGA – Diabolus Absconditus (Şarkı İncelemesi)” yazısına 10 yorum var

  1. Emir eline sağlık. 15 yıl önce bu siteyi iyi ki açmışım dedirten yazılardan biri daha. Şapka çıkarıyorum.

  2. deadhouse says:

    Tebrikler. Çok iyi bir yazı.

  3. Erhan says:

    Emir baba yargı dağıtıyor. Toplanak allah diyek amk

  4. BK says:

    Okuduğum en iyi şarkı kritiği olabilir. Elinize sağlık.

  5. Aim says:

    Eline sağlık çok keyifle okudum. DsO’nun devleri arasında yer almasa da şahsen çok severim şarkıyı, daha craftlarını mükemmel hale getirmedikleri döneme ait.

    Konsept kısmına gelirsek, DsO’nun Bataille’dan etkilenmesi cidden ayrı hoşuma gidiyor. Fas Ite’de de iç deney kitabından çok ilham almışlar. O kitabın adamakıllı türkçeye çevirisinin olmaması üzüyor beni. Yani kaç defa okumaya çalıştım anlaşılmıyor, dayanamadım ingilizcesini okudum, birçok yerde sözlük kullanmak zorunda kalsam dahi daha iyi anladım kitabı.

  6. Emir says:

    Yorumlarınız için çok teşekkür ederim hepinize. Fırsat buldukça kıyıda köşede kalmış böyle işleri yazmak niyetindeyim.

  7. TAAKE says:

    Harika kritik elinize sağlık
    Bu şarkıya bir ara taktığım için bayağı ilgimi çekti,bana göre DSO nun en iyi şarkısı,çok karanlık,gizemli ve tekinsiz,aynı zamsnda şehvetli ve tatlı bir şarkı,üç tane çeşidi olduğunu söylemiştiniztiniz[ep,split,compilation]bunlar arasında fark var mı?yoksa prodüksiyon kalitesi hariç aynı mı?sizin en sevdiğiniz versiyon hangisi?

    Emir

    @TAAKE, Teşekkürler.

    Açıkçası gördüğüm kadarıyla bu üç versiyon arasında bir fark yok. En azında EP ve compilation arasında olmadığına eminim. Az önce split versiyonuna da baktım ve bana birebir aynı geldi. Esasen tam da bu sebeple ben grubun bu şarkıyı neden farklı zamanlarda 3 ayrı formatta yayınladığını anlamadım. Re-recording, remastered ya da şarkının daha avangart bir açıdan yeniden çalınması gibi şeyler olsa anlardım. Ama görünüşe göre yok.

  8. Kyraa says:

    Bir sözü kimin söylediğini ararken bu websiteyi yeni keşfettim.Iyi ki de keşfettim.Bu sayfaya nasıl üye olabilirim? Üniversiteye başladıgim yıldan beri metal dinleyicisiyim.Cevaplar için şimdiden teşekkürler

    Ahmet Saraçoğlu

    @Kyraa, üyelik gibi bir şey yok, aynen böyle dümdüz yazıyorsun takılıyorsun.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.