Oğuz Sel
Bomba gibi albümler çıkardıktan sonra sessizliğe gömülen grupların olması kadar tadımı kaçıran pek az şey var. Bugüne dek böylesi gruplara örnek verecek olsaydım, aralarında kesinlikle Çekyalı Pigsty de olurdu. Grup, kuruluşundan 11 yıl sonrasında yayımladığı üçüncü albümünün ardından 11 yıllık sessizliğe girmişti. Facebook gibi platformları takip etmediğim için grup ve grubun takipçileri adına son derece üzücü olaydan da zamanında haberim olmadı ki bu, tahmin edeceğiniz üzere bir vefat haberiydi. Grubun ikinci albümünde kadroya katılan ve gerek baslarıyla gerekse eğlenceli vokal stiliyle şarkılara dinamizm kazandıran Miroslav Ubias, 2016 yılının sonlarında maalesef aramızdan ayrılmış. Bu gelişmeden sonra Pigsty’yi dağıtmayıp müziğe devam etmesini sağlamaksa grubun kuruluşundan itibaren kadroda olan Topi ve Otyn’e kalmış.
Teknesini, grindcore ve death grind sularında yüzdürmeyi seven Pigsty, dinlemesi ve sindirmesi kolay, tekrara alınma özelliği sunan, eğlenceli ve sert bir müzik yapıyor; yapıyordu desem daha doğru olabilir tabii. Çünkü en son “Planet of the Pigs” ile bıraktığımız grubun, belki müzikal anlayışının değişim göstermesi belki de az önce anlattığım vefat meselesi nedeniyle o eski “eğlenceli” müzik üretim kafasına ulaşılamaması nedeniyle karşımızda bu kez; sinema tarihine adını altın harflerle yazdırmış olan “The Omen” filminden etkilenilerek hazırlanan, hatta içinde filmin kilit sahnelerinden ses örnekleri de bulunduran, konseptin karanlığını ise parçalardaki her notada hissettiren “Pig Blood” var.
Pigsty diskografisinin en kısa süreli albümü olmasına rağmen her açışımda tek seferde bitiremediğim “Pig Blood”, atmosferi, bilinçli olarak boğucu hâle getirilmiş, kullanılan sample’larla boğucu atmosferi daha da güçlendirilmiş fakat bunun neticesinde yapım, keyifle dinlenecek bir albümden ziyade Pigsty elinden çıkmış işitsel bir deneyim olarak kalmış. Grubun imzası niteliğindeki eğlenceli ve gaz riflerin yerinde yeller esiyor, mikrofon gerisindeki Topi’nin vokalleri ise grubun mizacıyla 180 derece ters düşüyor. Bunun sebebi sanırım, artık vokallerden yalnızca kendisinin sorumlu olması. Eskiden hem Ubias hem de şu an kadroda görünmesine rağmen albüme katkı sunmamış Bormann, zart diye ortaya çıkar, şarkılara vokal yönünden umulmadık, keyifli katkılar yapardı.
2020 yılında yayımlanan “Ne umduk, ne bulduk…” kıvamındaki albümlerden biri kesinlikle “Pig Blood”. Açık konuşmam gerekirse böyle bir albümü, başka bir gruptan işitsem gündeme getirmezdim ama söz konusu, bugün kritiklerini hazırlasam iki sayfadan aşağı tutmayacak ve en azından 8-9 puan vereceğim “Pigs Are Back” ve özellikle “Planet of the Pigs” gibi muhteşem albümler yaratan Pigsty olduğu için grup ve albüm hakkında iki kelam etmeden bırakamadım. Pigsty, o eski güzel günlerine yeniden dönebilir mi bilmiyorum ama benim bundan sonra grubun eski albümlerine daha sıkı sıkı sarılacağımı söyleyebilirim.
MANHUNT